you can login to your account or register with kal

Mustafa Aydoganí daweya ferhenga Mír Jeladetí li serokkomaré Tirkiyeyé kir

Nefel.com, STOJKHOLM, 3/2 2009 — Nivískaré kurd Mustafa Aydoganí nameyeke vekirí jhi seokkomar Tirkiyeyé, serokwezír, seroké TBMMyé, wezíré edaleté, wezíré kultur ú turízmé ú seroké komísyona mafé mirovan ya TBMMyé re shand ú daweya ferhenga Mír Jeladet Alí Bedir Xaní li wan kir ko di sala 1918an de jhi terefé dewleté ve hatibú desteserkirin.

Weke té zanín xebatén Mír Jeladet Alí Bedirxaní yén júrbejúr li ser gramer ú zimané kurdí hebún, yek jhí jhi van xebatén wí di derbaré amedekirina ferhengeké de bú. Mír Jeladetí di nameya xwe de ko bi minasebeta dehsaliya Jimhúriyeté jhi M. Kemal Ataturkí re shandibú de behsa vé ferhengé –miswede ye– kiribú ko jhi 13090 gotinan pék hatiye. Ew muswedeya ferhenga kurdí jhi terefé dewleté ve jhi wé demé ú vir de ye ko di arshívén dewleté de ye ú tu nusheyén wé yén din jhí li ber destí tune ye.

Mustafa Aydoganí bi minasebeta vekirina TRT 6é ú reformén ko bi íhtimala dé li Tirkiyeyé ré li ber ziman ú pirsa kurdí veke, ev name jhi rayedarén navbihurí re shandiye ú dibéjhe:

Jhi bona ré li ber zimané kurdí vebe ko ew jhi teríxa jimhúriyeté ú vir de qedexe ye, jhi bona ko hún karibin vé shashiya taríxí berteraf bikin, ev firseteke picúk ya dírokí ye ko hún ré li ber kesén eleqedar vekin ú vé ferhengé íadeyí míratxurén vé kultur ú zimaní bikin da níshana dilsoziya we be.

Aydoganí di berdewamiya nameya xwe de jíh daye hin his ú serpéhatiyén zaroktiya xwe ko jhi ber qedexebúna zimané kurdí bi seré wí de hatine ú hin pirsén din yén girin ko di derbaré kultur ú zimaní de ne. Nameya Mustafa Aydoganí bi tirkí ye ú em (Nefel.com) temama nameyé li jhérí belav dikin.

Ev núce li Malpera Nefel.com hatiye wergirtin ú KALé jhí kiríye rénivísa Yekgirtí.

§~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~§

Sayın Abdullah Gül
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı

El konulmuş müsvedde halindeki sözlüğün mirasçısıyım

Cumhuriyet’in kuruluşundan beri süregelen inkar politikasının sorgulanması açısından önemli bir zaman dilimini yaşıyoruz.

İlkokula başladığım gün “Okul bahçesinde Kürtçe konuşanların listesi”nde benim de adım vardı. Hem yasaklı hem de yok sayıldığını çok sonra anladığım, sahip olduğum bu tek dili konuşmanın neden cezalandırıldığına, o günün çocuk aklı ile bir anlam verememiştim. Ateşten bir gömlek gibi taşıdım hep ve daha yedi yaşında bir çocukken hırpalandım. O gün benden çalınmak istendi. Farkına vardığımdan beri de, hep gizlice fısıldamaya çalıştım. Çoğumuzun en coşkulu yılları ona tekrar sahip olmak için adandı.

Bugün ise Avrupa’nın kapısını çalan bir Türkiye’de, o günden daha farklı bir sürece girileceğine ilişkin işaretlerin belirdiği ve henüz yasalarda açık bir biçimde ifadesini bulamamışsa da, inkar politikasının büyük bir darbe aldığına ve tabuların yıkılmasının olanaklı olduğuna ilişkin bir inancın giderek güçlenmeye başladığına tanık oluyoruz.

85 yıl boyunca varlığı yadsınan bir dilde bugün bir TV yayını var. Bugün devletin kurumlarında artık Kürtçe diye bir dil var. Kürtlerin varlığı ve bundan kaynaklanan en temel hak ve özgürlüklerinin yasal güvenceye kavuşturulmamış olmasına rağmen, bugün söz konusu hakların başında gelen Kürt dilinin, kamusal bir alan olan TRT gibi bir devlet kurumu tarafından 24 saatlik bir yayınla kullanımına başlanması, elbette küçük bir adım olarak algılanmamalı. Bu kararı, defakto olarak toplumsal meşruluğu olan Kürtçeye, hukuksal meşruluk kazandırmanın yolunu açmaya yönelik bir girişim olarak değerlendirenlerin sayısı da azımsanmayacak orandadır. Bundan ötürü, tabuları yıkma konusunda umutları arttıran bu cesaretli adımı, Kürtçe diye bir dilin olmadığına ilişkin çağdışı iddialara son noktayı koyması açısından da önemsemek gerekiyor.

Sayın Cumhurbaşkanı,
Dünyanın değişik merkezlerinde Kürtler ile ilgili belgelerin gün ışığına çıkarılıp kamuoyunun bilgisine sunulması, tarihimizin karanlıkta bırakılmış yönlerinin aydınlatılması yolunda ciddi katkılar sunmaktadır.

Bu konuda Türkiye’de daha geniş bir arşivin olduğu bir gerçektir. Bu nedenle ilgili belgelerin üzerindeki yasağın kaldırılarak, demir kapıların aralanmasının zamanı artık gelmiştir, diye düşünüyorum. Bu doğrultuda anılan belgelerin gün ışığına çıkarılmasının, hem inkara dayalı bir politikanın terkedilmeye başlandığının ve hem de geçmişle köklü bir biçimde hesaplaşma konusunda kararlılığın bir işareti olarak algılanacağı kuşkusuzdur. Bu belgelerin genel olarak Türkiye kamuoyu ve özel olarak ta Kürt kamuoyu ve bu alanda çalışan araştırmacılar için ulaşılabilir hale getirilmesinin, bu yeni sürecin özellikleri konusunda Kürtlerin umutlarını daha da artırıp, güveninin kazanılması ve vaat edilen adımların gerçekleşecebileğine olan inancın sağlanması açısından da son derece önemli olduğunu düşünüyorum.

Sayın Cumhurbaşkanı, izin verirseniz, küçük bir çocukken değerlerinden uzaklaştırılmaya çalışılan, şimdi ise yaşamını Kürt dilinin ve kültürünün araştırılması ve geliştirilmesi ile ilgili çalışmalara katkı sunmaya adayan bir dil ve kültür adamı olarak, bu gelişmelere dayanıp, yukarda anılan gerekçeler temelinde bir talebimi sunmak istiyorum.

Büyük Kürt düşünürü ve dilbilimci Celadet Ali Bedirhan’ın 8 Ocak 1933 tarihinde “Türkiye Reisi Cumhuru Gazi Mustafa Kemla Paşa Hazretlerine” başlığıyla kaleme aldığı tarihi mektubunda, yarım kalmış bir sözlük çalışması ile ilgili bir bilgiye de yer vermektedir. İzin verirseniz, ünlü düşünürün mektubundan aldığım ilgili bölümü yazmak istiyorum: ”… bundan 15 sene evvel yalnız mensup olduğum ‘Kürdmanci’ lehçesi kelimelerine mahsus olmak üzere tanzimine başlayıp ikmal edememiş olduğum lügatçede 13090 kelime tasnif eylemiştim. Müsvedde halinde bulunan iş bu lügatçe İstanbul’da evlerimizin hin-i tecrisinde diğer bazı evrak ile beraber ele geçmiş ve Elazığ İstiklal Mahkemesine gönderilmişti. Mahkeme-i mezkure arşivlerinde mevcut olması lazım gelir.”

Türk Dil Kurumu tarafından yayınlanan ilk Türkçe sözlüğün 15.000 sözcükten oluştuğunu düşündüğümüzde, müsveddesi bile o günün koşullarında 13090 sözcüğe ulaşan yukarıda belirttiğim Celadet Ali Bedirhan’ın çalışmasının, Cumhuriyet tarihi boyunca yasak olan bir dilin kullanımı ve geliştirilmesi açısından bugün taşıdığı önemi daha bir anlaşılabilir.

Bu nedenle 1918 yılında müsvedde halinde olduğu belirtilen ve el konulduktan sonra Elazığ İstiklal Mahkemesi’ne gönderilen Kürt kültürünün parçası olan bu çalışmanın mirasçılarından biri olarak, bu tarihi belgeye dayanıp, el konulmuş müsvedde sözlüğümüzün kamuya açık hale getirilmesini ve dolayısıyla bu dilin gerçek sahibi olan biz Kürtlere geri verilmesini talep ediyorum.

İşte tarihi hataları düzeltme konusunda kararlılığın sınanabileceği tarihi bir fırsat. Gelin bu işe, Celadet Ali Bedirhan’ın bitirilmemiş sözlüğünü sahiplerine teslim edip, Türkiye’de Kürtler açısından geri dönüşü olmayan yeni bir sürece, tarihsel hataları düzeltmeyi sağlamaya yönelik adımların kesintisiz bir biçimde ve kararlılıkla atılacağı yeni bir döneme girildiğine ilişkin işaretleri güçlendirerek başlayalım. Gelin, tabuları yıkma sürecini güçlendirmek için bu önemli tarihi fırsatı değerlendirelim. O gün bilimsel bir çalışmaya el konuldu, bitirilmesi engellendi. Kültürel bir cinayet işlendi. Tarihi bir hata yapıldı. Gelin bu işe, 91 yıl önce yapılan tarihi bir hatayı düzelterek başlayalım.

Bu talebe karşı takınılacak demokratik tutum, benzer sorunlar ile ilgili tutum konusunda yol gösterici bir özelliğe sahip olabileceği gibi, Kürt kültürünün gerçek mirasçılarının, bunu özgürce kullanabilmelerini sağlayacak yasal ve toplumsal bütün koşulların yaratılması için gerekli önlemlerin alınmasında da bir içtihat işlevi görebilecektir.

Sayın Cumhurbaşkanı, her halkın dili onun değerlerine, kültürüne açılan güçlü bir kapıdır. Çünkü dil bir halkın kimliğidir, ruhudur. Ayrıca ünlü bilim adamı Darrell Addison Posey’in dediği gibi; ”Dil onu kullanan insanların entelektüel zenginliğini taşır”. Bu nedenle o dönemin entelektüel zenginliğimizin bir ürünü olan dilsel bir değerimizi, kimliğimizin ve ruhumuzun bir parçasını, bitirilmemiş bu çalışmayı, kültürel mirasçılarından esirgemeyerek, 91 yıllık bir özleme son vereceğiniz umudunu taşımaktayım.

Saygılarımla.

Stockholm, 03.02.2009
Mustafa Aydoğan
Yazar-çevirmen

Not: Bu açık mektup T.C Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül, Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan, TBMM Başkanı Sayın Köksal Toptan, Adalet Bakanı Sayın Mehmet Ali Şahin, Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Ertuğrul Günay ve TBMM İnsan Hakları İncelem Komisyonu Başkanı Sayın Zafer Üskül’e gönderilmek üzere yazılmıştır.

 

No votes yet

News & Views on Kurdish Language